MESCİD-İ AKSÂ ve İSRÂ-MİRAÇ-OLAYI

MESCİD-İ AKSÂ ve İSRÂ-MİRAÇ-OLAYI

 

Mescid-i Aksâ ve İsrâ-Miraç-Olayı hakkında, tarihî ve ilmî gerçekler görmezlikten gelinerek, o kadar çok ve birbirinden farklı ve tutarsız rivayetler yapılmıştır ki, birbirleriyle karşılaştırıldığında konu tamamen anlamsızlaşıyor, zihinler daha çok bulanıyor ve konu karma karışık oluyor.

Miraç Olayı’nın gerçekliğini ispatlamak için, İsrâ Sûresi’nin birinci ayetinin zorlanarak yapılan yorumu çok önemli bir gerçeğin üstünü kapatmıştır. Bu önemli gerçek kıblenin değişimidir. Bilindiği gibi, Bakara/144. âyetinin: “Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnut olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rabb’lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.” emri ile Hz. Resulullah, Medine’de namazında kıbleyi Kudüs’ten Mekke’ye Mescid-i Harâm’a çevirmiştir. Hz. Resulullah, elleri ile Hacer-i Esved’i yerine yerleştirdiği Kâbe’yi özlüyordu, kıblenin Kudüs’e çevrilmesinden hoşnut olmamıştı, zaten ayette bu hususu doğrulayarak “Seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz” demektedir. İşte anlam sorunu da burada başlamaktadır. Pekiyi, o zaman Hz. Resulullah’ı hoşnut olmadığı Kudüs’e -kıbleye- çeviren Kur’an’ın  emri nerededir? Bu soruya, “Hz. Resulullah kendi iradesi ile Kudüs’e yöneldi” denilmektedir. Eğer Hz. Resulullah kendi iradesi ile kıble değiştirebilirse, neden kıblesini hoşnut olacağı Kâbe’ye yine kendisi çevirmedi? Diye soruyoruz.

Kimse iddia edemez ki, Allah’ın Elçisi, Medine’de kendiliğinden kıbleyi Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) döndürdü ve yine kendiliğinden Mescid-i Harâm’a yönelmiştir. Kıble, Allah’ın en büyük işaretidir ve ancak Allah’ın emriyle değişir. Hz. Peygamberin kıblesini ikinci defa Mescid’i Haram’a çeviren ayet 2/144 olduğu apaçıktır. Peki, Mescid’i Harâm’dan, Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs) yönelten Allah’ın emri Kur’an’da yok mu? Kıblenin sahibi Allah, tabii ki o emiri vermiştir ve Kur’an’da mevcuttur.

İsrâ Sûresi’nin birinci ayetinin Kur’an ışığında yapılan yorumunda gerçek apaçık ortaya çıkacaktır. Kur’an’a ters düşen ve yüzlerce senedir sahiplenilen rivâyetlerin sahipleri de utanacaklardır. Yanlış yorumlanan konu olan, Mescid-i Aksâ ve İsrâ’nın Kur’an bütünlüğü içinde ki mesajlarının çok iyi anlaşılması için, konuyu iki bölümde inceleyeceğiz. Önce Mescid-i Aksâ ve sonra İsrâ-Miraç-Olayı hakkında ki rivâyetleri gözden geçirip tenkitlerimizi yaptıktan sonra, sonuç olarak Kur’an ışığında yorumlarımızı sunacağız.

Kur’an’ın ışığında gerçeği anlayabilmek için, Kur’an’da abes hiç bir şey olmayacağı hususu peşinen kabul edilmeli ve bu husus akılda tutularak rivâyetler incelenmelidir. Bu önemli hatırlatmadan sonra, Mescid-i Aksâ hakkında günümüze kadar ulaşan önemli rivayetleri çok kısa özetle inceleyelim ve tenkitlerimizi yapıp, gerçek Mescid’i Aksâ’yı tanıyalım.

MESCİD-İ AKSÂ HAKKINDAKİ RİVÂYETLER

Alıntılar çok uzun yer tutacağından, tek tek belirtilmemiştir, çünkü bu rivâyetler, bütün tefsir, meal ve hadis kitaplarında mevcut olup isteyen kolayca ulaşılabilir.

1) Bazı kişiler, Resulullah'ın İsrâ ve Miraç mucizesine şahit olan ve İsrâ Sûresi’nin birinci âyetinde sözü edilen mescidin, Kudüs'teki Mescidi Aksâ olmadığını, bu mescidin Mekke'de bulunan bir küçük mescid olduğunu iddia etmişlerdir.

Bu kişilere göre: İsrâ sûresinde sözü edilen Mescidi Aksâ'nın Mekke'de bir mescid olduğu görüşü, geçmiş kitaplardan sadece birinde yer alır,  bu da uygun olmayan bir rivayettir.

2) Kadı Beyzavî: Tefsirinde "Mescidi Aksâ" ibaresi açıklanırken: "Burada kastedilen, Beyti Makdis'tir. Çünkü o zaman orada bir mescid mevcut değildi" denmektedir.

3) Konyalı Mehmed Vehbi Efendi'nin Hulâsatu'l-Beyân tefsirinde de şöyle denmektedir: "Ayette Mescidi Aksâ'dan murad, Beyti Mukâddes'tir. Mekke-i Müker- reme'ye uzak olduğundan aksâ denilmiştir. Mescidi Aksâ'nın etrafı bağlar, bahçeler ve her nev'i nimetlerle dolu olduğu cihetle dünya nimetleri hususunda mübârek olduğu gibi din hususunda dahi mübârektir. Zira Beyti Mukâddes, makarrı enbiya ve mahâlli vahyî ilâhî ve sûlehanın mabedidir. Ekseri enbiyanın mucizeleri ve asarı garibe orada zuhur ettiğinden Cenabı Hak mübârek olduğunu beyân etmiştir. Binaenaleyh maddî ve manevî mahalli mübârek denmeye şayandır."

4) Tanınmış tefsir alimlerinden Kasımî, Mescidi Aksâ'nın ismi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Aksâ kelimesi "en uzak" anlamındadır. Mescidi Aksâ da Mekke'ye olan uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır."

5) Mevdudi de, Tefhimu'l-Kur'an Tefsiri’nde burada kastedilen mabedin Kudüs'teki Mescidi Aksâ olduğunu ifade etmektedir.

6) Sabûnî'nin Safvetu't-Tefasir adlı eserinde de ilgili ibarenin tefsirinde şöyle denmektedir: "Yani Mekke-i Mükerreme'den Kudüs'e götüren Allah'ın şanı pek yücedir. Mescidi Aksâ ile Mescidi Haram'ın arasındaki mesafe uzak olduğu için Kudüs'teki mescide Mescidi Aksâ denilmiştir." Yine bu tefsirde Mescidi Aksâ'nın çevresinin maddî ve manevî yönden bereketli kılındığı ifade edilir.

7) Bazıları da, söz konusu ayette kastedilen Mescidi Aksâ'nın Kudüs'teki Beyti Makdis değil de başka bir mabed olduğu iddiasında bulunanların görüşlerini geçersiz olarak kabul etmişlerdir. Çünkü bu görüş, tefsir ve hadis kaynaklarına uymadığı gibi, tarihi belgelere de ters düşmektedir demişlerdir.

8) Son zamanlarda bazı kişiler, Resulullah (s.a.s.)'ın isrâ ve miraç mucizesine şahit olan ve İsrâ sûresinin birinci âyetinde sözü edilen mescidin Kudüs'teki Mescidi Aksâ olmadığını, bu mescidin Mekke'de bulunan bir küçük mescid olduğunu ileri sürmeye başladılar.

Bu konudaki iddialarında kendilerince "akılcılık" yaptıkları gibi o dönemde Kudüs'te herhangi bir mescid olmadığı iddiasını kullanmaya çalışıyorlar. Bunu bir de bazılarının "ilahiyatçı" sıfatıyla yaparak kendilerince bilimsel bir keşif yapmış, yeni bir bilgiye ulaşmış gibi öne çıkmaya çalıştıklarını duyuyoruz. Oysa bu iddialarının hiçbir tutarlı yanı olmadığı gibi iddiaları da sadece kutsal Mescidi Aksâ'yı ortadan kaldırmak için yoğun çaba harcayan Siyonist işgalcilerin işlerini kolaylaştıracak nitelikte iddialardır. Çünkü işgalci Siyonistler bunu başarabilmek için Müslümanların Mescidi Aksâ'yla gönül bağlarını koparmayı amaçlıyorlar.

9) İsrâ sûresinin birinci ayetinde kastedilen mescidin, Mescidi Aksâ olmadığı yolundaki iddialar, İslâm müfessirleri arasında itibar görmemiştir. Tanınmış bütün müfessirler burada kastedilen mescidin Kudüs'teki Mescidi Aksâ olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak o zaman, Kudüs'te bugünkü gibi bir mescidin olmadığı, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde kendisinden "Mabed" diye söz edilen binanın kalıntılarının bulunduğu doğrudur. Bu mekân Beyti Makdis olarak adlandırılırdı. İşte Resulullah (s.a.s.)'ın ziyaret ettiği mekanın bu Beyti Makdis olduğu bütün ünlü müfessirler tarafından dile getirilmektedir. Örneğin: Kadı Beyzâvî tefsirinde "Mescidi Aksâ" ibaresi açıklanırken: "Burada kastedilen, Beyti Makdis'tir. Çünkü o zaman orada bir mescid mevcut değildi" denmektedir. Aynı ibarenin Nesefî ve Hazin tefsirinde de aynen geçtiğini görüyoruz. İbnu Abbas'tan rivâyet edilen tefsir de bu şekildedir. Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinde de ayette geçen "Mescidi Aksâ" ibaresiyle ilgili olarak, şu açıklama yapılmaktadır: "Mescidi Aksâ: Kudüs'teki Beytu'l-Makdis'tir. Nitekim İsrâ hadisinde de: "Burak'a bindim. Beytu'l-Makdis'e vardım" diye geçmiştir. Bunun etrafı da Kudüs ve civarı demek olur." (Burada kastedilen İsrâ hadisini, Buhârî, Bed'u'l-Halk, 6; Müslim, İman, 259, 264; Nesai, Sâlât, 10; Tirmizî, Tefsir, İsrâ sûresi tefsiri, 2, 17; Ahmed ibnu Hanbel, III/148, IV/208, V/387,392,394'te rivâyet etmiştir.)

10) Bilinen tefsir kaynaklarının hangisine müracaat edilse aynı açıklamayla karşılaşmak mümkündür. Bu yüzden söz konusu ayette kastedilen Mescidi Aksâ'nın Kudüs'teki Beyti Makdis değil de başka bir mabed olduğu iddiasında bulunanların görüşleri "şazz" yani "geçersiz" olarak kabul edilmiştir. Çünkü bu görüş tefsir ve hadis kaynaklarına uymadığı gibi tarihi belgelere de ters düşmektedir.

11) İsrâ sûresinde sözü edilen Mescidi Aksâ'nın Mekke'de bir mescid olduğu görüşü geçmiş kitaplardan sadece birinde yer alır, o da şâzz bir rivâyete dayanır. Ne yazık ki bazıları çok fazla akılcı davranarak bu şazz görüşü öne çıkarmıştır. Oysa bu, tarihi gerçeklere ters olduğu gibi aklen de isrâ olayının bir mucize olmasının anlamına aykırıdır. Kaldı ki, hiçbir tarihi kaynakta o dönemde Mekke'de öyle bir mescidin varlığından söz edilmez. Hadislerde de bu mescidin Kudüs'teki mabed olduğu açıkça ifade edilmektedir.

12) İşte Mescidi Aksâ'yı da aynı açıdan ele almak ve Hz. Süleyman (a.s.)'ın oraya bu mabedi, tevhid inancına göre, Allah'a kulluk görevinin yerine getirilmesi için inşa etmiş, sonraki dönemlerde de Peygamberler tarafından Allah'a kulluk görevinin yerine getirilmesi için kutsal bir mekân olarak değerlendirilmiş olduğunu dikkate almak gerekir.

13) Fi Zilali'l-Kur'an'da İsrâ sûresinin birinci ayetinin tefsirinde şöyle denmektedir: "... İki belli yer arasındaki bu yolculuğun bir tarafını Mescidi Aksâ teşkil ediyor. Mescidi Aksâ ise mukaddes toprakların kalbi sayılan bir yerdir. Allah’u teâlâ İsrail oğullarını bir müddet buraya yerleştirmiş sonra çıkarmıştı."

14) İsrâ Sûresi’nin birinci ayetinde kastedilen mescidin, günümüzde bilinen Mescidi Aksâ olmadığı yolundaki iddialar, İslâm müfessirleri arasında itibar görmemiştir. Tanınmış bütün müfessirler burada kastedilen mescidin Kudüs'teki Mescidi Aksâ olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Keza, bilinen tefsir kaynaklarının hangisine müracaat edilse aynı açıklamalar açıkça görülecektir.

Günümüze kadar ulaşan rivâyetlerin ve günümüzde yazılan bütün yazıların çok kısa özetlerini yukarıda açıkladık. Şimdi bu rivâyetlerin tenkidini yapalım.

Hadis kitaplarındaki rivâyetlerde özet olarak:

Hz. Resulullah’ın Mirâç Olayı’na inanmayan Mekke müşriklerinin, Mescid-i Aksâ’ya gidip gitmediğini anlamak için, Hz. Resulullah’a Mescid-i Aksâ hakkında sorular sormaları üzerine, Allah tarafından Mescid-i Aksâ görüntü olarak Hz. Resulullahın önüne getirildi ve ona bakarak soruları cevaplandırdı.

Şimdi tarih bilimi ışığında ciddîyetle düşünelim, 500 sene evvel yok edilen bir mabed hakkında, müşrikler sanki onu görmüşler ve biliyorlarmış gibi nasıl soru sorabilirler? Kaldı ki, Kureyş’liler arasında da Yahudiler yoktu. 500 seneden beri hiç bir Kureyş’li Beytul Makdis’i katiyen görmemiştir. Kaldı ki, konu olan Mescid’i Aksâ’dır, Hangi kaynaktan mevcut olmayan bu mescidi öğrendiler ve sanki onu görmüşler gibi, Hz. Resulullah’a soru yönelttiler? Hz. Resulullahın önüne görüntüsü getirilen mabet hangisidir? Diye sorulduğunda, rivâyet edenlerin bazıları, Mescid-i Aksâ olarak bilinen Beytul Makdis olduğunu söylüyorlar. Eğer Allah, 500 sene evvel yıkılan mescidi, Hz. Resulullah’ın önüne getirerek sorulan sorulara cevap vermesini sağladı ise, soru soranlar, bilmedikleri, hiç görmedikleri mescid hakkında aldıkları cevaptan sonra, nasıl “Doğru söyledin” diyebildiler? İzmir İlâhiyat Fakültesi’nden Doç. Dr. Ahmet Güner’in “Söz konusu hadisler, Mescid-i Aksâ’nın Hz. Peygamberden sonra, belki de halife Velit tarafından yeniden inşa edilip yaygın bir ziyâret mahâlli hâline gelmesinin ardından, değişik nedenlerle uydurulmuş olmalıdır.” Açıklaması konuya biraz açıklık getirmektedir.

Bu rivâyetler dikkatlice incelendiğinde iki önemli sebepten dolayı yapıldıklarını anlamaktayız.

1) Hz. Resulullah sevgisi.

2) İslâm düşmanlarının, münafıkların, Yahudilerin, Müslümanların kafalarını saptırmak için uydurdukları rivayetlere, zamanla Müslümanların inanarak sahiplenmeleridir.

 Elçilik görevini ve Elçileri iyi tanıyıp anlamayan insanlarda, Hz. Resulullah sevgisi ifrat derecesine ulaşmıştır. Yahudiler ve Hıristiyanlar, elçilerine insan idrakinin üstünde efsaneler uydurarak bunları gerçekmiş gibi anlatmışlardır. Tabii ki Müslümanlar bunlardan hiç geri kalırlar mı? Çünkü Hz. Resulullah’ı bütün elçilerden üstün kabul etmişlerdir. Maalesef Müslümanlar, kendilerinin bu zayıf tarafını iyi tespit eden din düşmanlarının, uydurdukları yalan ve düzmece rivâyetlere inanmışlardır. İlk dönemin saf ve her habere inanan insanları, Resulullah’ı öven ve ona insan idrakinin üstündeki olayları yakıştıran her haberin, Kur’an’a göre doğruluğunu araştırmadan sahiplenmişlerdir. Tabii ki binlerce seneden beri İslâm Devleti’ni yöneten hanedanların da, bu rivayetleri desteklemeleri ve yaygınlaşmasını sağlamalarından, halk arasında kesin olaylar olarak kabul edilmişlerdir.

PEKİ, MESCİD-İ AKSÂ NEDİR?

Aksâ kelimesinin manası: Uzakta bulunan, ırak, uç ve son basamak anlamını belirtir. Bu anlamı akılda tutarak şimdi konuyu inceleyelim.

Hz. Süleyman peygamberimizin yaptığı mabede, Tevrat dahil, hiçbir tarihî kaynakta Mescid’i Aksâ isminin verildiği tespit edilememiştir. Keza, İslâm, Yahudi ve Hıristiyan tarih kaynaklarına göre, M.S. 70. yılından önce ve sonra Kudüs’te, Mescid-i Aksâ ismiyle bilinen bir mabet yoktur.

Seneler sonra Müslümanlarca, Hz. Süleyman peygamberimiz tarafından yaptırılmış olan Beytul Makdis mabetinin ismi, İsrâ Sûresi/1. ayeti yorumlanırken bilinçli olarak Mescid-i Aksâ olarak değiştirilmiştir. Hz. Resulullah’dan 500 sene evvel, Romalılar tarafından, Roma İmparatorluğu komutanlarından Titus tarafından, M. S. 70 yılında Kudüs işgal edilerek, “Hz. İsa Peygamberimizin katillerinin mabedi olduğu iddiasıyla, Hz. Süleyman tarafından inşa edilmiş ve daha sonra iki defa yıkıma maruz kalıp, yenilenmiş olan Beyt-i Makdis, bu işgalde tamamen  yerle bir edilmiş ve taşları, Romalılar tarafından teker teker kırılarak tamamen toprağa gömülerek yok edilmiştir. Yine bu işgalde, Hz. İsa’nın katillerinin çocukları oldukları iddiası ile, bir tek Yahudi sağ bırakılmamıştır.

Beyt-i Makdis’in tamamen yok edildiğini tarihî kaynaklarda kesin olarak bilmekteyiz. Hz. Resulullahın zamanında, Araplarca, Yahudilerce ve Hıristiyanlarca Kudüs’de Mescid-i Aksâ isimli bir mabet olmadığı da biliniyordu. Şimdi günümüze kadar gelen Mescidi Aksâ'nın inşasını ise, Emevî halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında başlatılmış ve oğlu tarafından bitirildiğini bilmekteyiz.

Kudüs’ü alan Hz. Ömer, yaptırdığı camiye Mescid’i Aksâ ismini vermedi. Çünkü, başta Hz. Ömer olmak üzere, bütün Arap toplumu Mescid-i Aksâ’nın neyi ifade ettiğini ve anlamını çok iyi biliyorlardı. Ancak seneler sonra Emevîler,  yaptıkları mescide, Mescid-i Aksâ ismini vererek, konunun ve kafaların karma karışık olmasına sebep olmuşlardır. Müfessirler de, Mescid-i Aksâ ve Mirâç Olayı hakkında yaptıkları yorumlar da, “Hz. Resulullah (s.a.s.)’ın Mirâç Olayı’nda ziyâret ettiği mekân da işte bu yerdir.” diyerek konuyu tamamen karıştırmışlardır.

Rivâyetleri tekrar hatırlayarak haklı tenkitlerimizi yapalım.

Miraç Olayı’nın önemli ravilerden biri olan İbnu'l-Kayyim’ın: Miraç Olayı’na inanmayan müşrikler, Hz. Rusulullah’tan “Kendilerine Mescidi Aksâ'yı anlatmasını istediler. Allah da onun görüntüsünü karşısına getirdi ve açıktan görmeye başladı. Böylece Hz. Resulullah onun üzerindeki işâretleri kendilerine haber vermeye başladı.” rivâyetinde, müşrikler hiç görmedikleri bir Mescid-i Aksâ’yı anlatmasını Hz. Resulululah’tan nasıl talep edebilirler? Mevcut olmayan bir Mescid-i Aksâ’nın görüntüsü nasıl Hz. Rusulullah’ın önüne getirilir ve Mescid-i Aksâ’yı hiç görmemiş muhatapları nasıl ikna edilmiş olarak “Doğru söyledin” diye tastik edebilirler?

“Kudüs'te Mescidi Aksâ olmadığını, bu mescidin Mekke'de bulunan bir küçük mescid olduğu” rivâyetini, “Aksâ” kelimesi esastan çürütmektedir. Mekke’nin içinde bulanan bir mescide, Araplar katiyen pek çok uzaktaki mescit ismini vermezler. Zaten bu isimde bir mescid de Mekke’de hiçbir zaman olmamıştır.

“Mescid-i Aksâ, Medine şehrinin eski bir ismi olduğu” iddia edilmektedir. Bilindiği gibi Hz. Resulullah zamanında Medine şehrinin ismi Yesrip’ti. Bu şehre Allah, İsrâ sûresinin birinci âyetiyle Mescid-i Aksâ ismini vermişse, Hz. Resulullah hicretten sonra Yesrip ismini Mescid-i Aksâ olarak değiştirirdi. Çünkü, Allah’ın koyduğu bir ismi kimse değiştiremez. Halbuki Hz. Resulullah şehrin ismini Medine olarak değiştirmiştir.

Bu günü kadar cevap verilmeyen tenkitlerimizin sorularını yine rivâyet sahiplerine bırakarak, Kur’an ışığında konuyu açıklayalım.

İnanan ve inanmayanlara, İsrâ sûresinin birinci ayeti tebliğ edildiğinde, Hz. Resulullah’a hiç bir kimse “Mescid-i Aksâ nedir” diye soru sormamıştır. Çünkü, muhatapların hepsinin bildiği bir yerdi. Çünkü Kur’an, her konuda, muhataplarına hep bildikleri, yabancı olmadıkları hususlarla mesaj vermiştir. Mekke toplumu, bildiğimiz gibi ticarette, Arap kavimleri içinde en ileri durumdaydı. Kudüs, onların ticaret yolları üzerindeydi.

Yukarıda tarihî belgelerden alınmış açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Hz. Süleyman Peygamber’in yaptırdığı Mabet defalarca tahrip edilmiş ve en sonunda Romalılar tarafından tamamen yıkılarak yok edilmiştir. Romalılar Hıristiyan dinini kabul ettiklerinden sonra da, Kudüs’te her yere önemli kiliseler inşa etmişlerdir.

Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın doğduğu, önemli tebliğlerini yaptığı ve çarmıha konulduğu yerlere mescitler yapmışlardır. Öyle ki, Kudüs, her tarafında mescitler olan bir şehir durumuna gelmiştir. Günümüze kadar korunan bu mescitler, Kudüs’ün simgesi olmuşlardır. Araplar da burasını mescidler diyârı olarak biliyorlardı. Mekke’de bu diyârın ismi, çok uzaktaki mescidler diyarı olduğunu belirtmek için, Mescid-i Aksâ ismi verilmiştir. İsrâ sûresi tebliğ edildiğinde toplum tarafından bu isim ile bilindiği için, hiç kimse Mescid-i Aksâ’da neyin nesi diye sormamıştır. Rahmetli Seyyit Kutup “Mescidi Aksâ ise mukaddes toprakların kalbi sayılan bir yerdir.” demiştir. Kudüs ilâhî dinler tarihinin merkezi ve bilinen bütün resullerin yaşadığı veya uğradığı bir şehirdir. Mekke toplumu Kudüs’ü böyle bilip, anlatıyordu. Keza, Sabûnî'nin “mesafe uzak olduğu için Kudüs'teki mescide Mescidi Aksâ denilmiştir.” beyânını, “Mesafesi çok uzak olduğundan mescidler şehri Kudüs’e Mescid-i Aksâ denilmiştir.” şeklinde düzeltiyoruz.

Hz. Resulullah’ın zamanında, Kudüs’ün bütün coğrafî alanının tamamının isminin Mescid-i Aksâ olarak bilindiği umarım artık anlaşılmıştır. Bu gerçeğe göre Miraç Olayı olarak nakledilen rivâyetler boşlukta kalmaktadır. Şimdi de İsrâ ve Miraç Olayı’na geçelim.

İSRÂ ve MİRAÇ OLAYI RİVÂYETLERİ

İsrâ ve Miraç Olayı’nın nasıl yapıldığı hakkındaki rivâyetler de, Hz. Resulul- lahın bu seyâhati:

1. Rüyâ aleminde yapılmıştır,

2. Ruhen yapılmıştır,

3. Ruhen ve Bedenen yapılmıştır. (Müfessirlerin çoğu bu görüştedir.)

Anlaşıldığı gibi üç farklı şekilde rivâyetler yapılmıştır. Önce konu hakkında yapılan rivâyetleri inceleyelim.

Kadı İyaz şöyle demiştir: "Selefin ve genelde Müslümanların çoğunluğu İsrâ Olayı’nın bedenle birlikte ve uyanıklık hâlinde olduğu görüşünü tercih etmişlerdir. Gerçek olan da budur." Kadı Iyaz yine şöyle diyor: "Allah'ın izniyle isrâ, bütün olay boyunca hem beden hem de ruhla olmuştur. Ayet, sahih rivayetler ve muteber görüşler buna delalet etmektedir. Zâhir ve gerçek anlamın alınması imkânsız olmadığı sürece bu anlam bırakılarak te'vil yoluna gidilmez. Burada da eğer olay uyku halinde gerçekleşmiş olsaydı, Yüce Allah: "Kulunu" demez, bunun yerine: "Kulunun ruhunu" derdi. Ayrıca Yüce Allah bir âyetinde de şöyle buyuruyor: "Göz kaymadı ve -sınırı- aşmadı da." (Necm, 53/17) Üstelik eğer olay uyku halinde gerçekleşmiş olsaydı bir mucize ve ilâhi bir âyet olmazdı, çünkü bu tür olayların rüyada gerçekleşmesi inkâr edilmez. Bütün bu sayılanlar onların, söz konusu olayın Resulullah (s.a.s)'ın bedeniyle birlikte ve uyanıklık halinde gerçekleştiği haberini almaları üzerine olmuştur."

İbnu'l-Kayyim şöyle demiştir: "Sabah olunca Resulullah (s.a.s), olanları, Rabb'inin büyük âyetlerinden gördüklerini kavmine anlattı. Bunun üzerine onlar kendisini daha çok yalanlamaya, daha çok eziyet etmeye ve daha fazla sıkıştırmaya başladılar. Kendilerine Mescidi Aksâ'yı anlatmasını istediler. Allah da onun görüntüsünü karşısına getirdi ve açıktan görmeye başladı. Böylece Resulullah (s.a.s) onun üzerindeki işâretleri kendilerine haber vermeye başladı. Dolayısıyla onun bildirdiği hiçbir şeyi inkâr edemediler. İsrâ olayında gidiş ve dönüş esnasında karşılaştığı durumları, varış vaktini, o sırada gelen devenin durumunu kendilerine haber verdi.

Bu nakileden de, İsrâ Olayı’nın Ruhen ve bedenen gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Fakat yine de, nakilcilerin de mabet konusunda, kendilerinde de bazı tereddütler olduğunu rivayetlerinde ki cümleleri eğip bükmelerinden anlaşılmaktadır.

Meselâ: “Ancak o zaman Kudüs'te bugünkü gibi bir mescidin olmadığı, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinde, kendisinden "mabed" diye söz edilen binanın kalıntılarının bulunduğu doğrudur. Bu mekân Beytül Makdis olarak adlandırılırdı. İşte Resulullah (s.a.s.)'ın ziyaret ettiği mekânın bu Beyti Makdis olduğu bütün ünlü müfessirler tarafından dile getirilmektedir.” denilmektedir.

Bütün rivayetler tamamen efsanedir. Hiçbirinin Kur’an standartlarına göre hakikat payı yoktur. Kudüs’ün coğrafî sınırlarının isminin Mescid-i Aksâ olduğunu öğrendikten sonra İsrâ Sûresi’nin birinci ayeti daha açık anlaşılacaktır.

İsrâ Olayı:

Yüce Allah'ın sevgili peygamberine bir teselli mükâfatı ve ilâhi bir yönlendirmesidir. Aynen Medine’de vukû bulan “Kıble Değişmesi Olayı” gibi, Mekke’de de Kıblenin Mescid-i Haram’dan Kudüs’e çevrilmesidir. Resulullah, Mekke'de insanlara hakkı tebliğ etmesinden rahatsız olan müşrikler tarafından çeşitli eziyetlere maruz bırakılmıştır. Ebu Tâlib Vadisi'nde ablukaya alınmış, üç yıl süren bu abluka dolayısıyla bütün Müslümanlar açlık ve mahrumiyet içinde kalmış, ardından Hz. Resulullah, amcası Ebu Tâlib'i, kısa süre sonra da değerli hanımı, mü'minlerin annesi Hz. Hatice’yi kaybetmiş ve birbiri ardından gelen bu olaylar dolayısıyla çok üzülmüştür. İşte bütün bu sıkıntılardan sonra Allah, Hz. Resulullah’ı mükâfatlandırdı, cehalet karanlığı içinde kalmakta israr eden kavminin beklenmediği bir zamanda, kıblesini Mescid-i Haram’dan Kudüs’e çevrilmesi çok büyük bir olay olup. müşrikleri şok etmiştir.

Allah: “Resulünün ve müminlerin Mescid-i Haram’a girmelerini engelliyorsanız, yeryüzünün her tarafı mesciddir. Hepinizin bildiği bütün elçilerin doğup yaşadığı ve çevresi çok mübarek bir yer olan Kudüs artık inananların Kıblesidir. Şimdilik Kâbe sizde kalsın.” anlamında bir mesaj vererek, Mekke müşriklerini şaşkına çevirmiştir.

İsrâ sûresi ayet 1: “Yüceliğinde sınır olmayan O Allah ki, kulunu geceleyin kendisine bazı alâmetlerimizi göstermek için kıblesini, Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya (Kudüs’e) yöneltti/çevirdi. Çünkü, gerçekten her şeyi işiten, her şeyi gören Allah’tır.”

Müfessirlerin hepsinin “Yöneltti” anlamında olan kelimeyi “Yürüttü” olarak yorumlamaları, kasıtlı olarak yapılmıştır. Çünkü Miraç Olayı’nı bu “Yürüttü” kelimesinin üzerine bina etmişlerdir.

Hz. Resulullah ve inananlar,  Medine’de 16-17 ay kadar namazlarında Kudüsü kıble edinmişlerdir. Daha sonra, Bedir, Uhut, Hendek savaşları ve Mekke’nin fethi ile, Hz. Resulullah’a ve O’na inanan ve inanmayanlara ayette vaadedilen bu büyük alametler gösterilmiş oldu. 2/144 ayetiyle tekrar namazlarının içinde kıblelerini Mescid-i Harâm’a çevirmişlerdir.

DEVAMI: "İSRA BİRİNCİ AYET" MAKALESİNDE 

                                                               Turan GÖZLEVELİ

HATA ve YANLIŞLARIN tgozleveli@hotmail.com ADRESİNE BİLDİRENLERE TEŞEKKÜRLER

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !