KEHF SÛRESİ Ve ASHABI KEHF KISSASI

KEHF SÛRESİ

Ve

ASHABI KEHF KISSASI

İnsanlığın el kitabı olan Kur’an, anlaşılmasında hiçbir zorluğa, abesliğe, tenakuzluğa yer verilmemiş bu ilâhî kelâm, bütün övgülerin yakıştığı kâinatın Yaratıcısı Allah tarafından kullarına indirilmiştir. Bu tutarlı ve dosdoğru kitap, yeryüzünde adalet ve üstün ahlâk içinde yaşamayı öğrenmek, öğretmek için tüm insanlığa gönderilmiştir. Allah katından inkârcıları zorlu bir ceza ile uyarmak ve dürüst, erdemli davranışlarda bulunan müminlere de hak ettiklerinin güzel karşılığı olan sonsuza kadar kalacakları mutluluk ve esenlik dolu cenneti müjdelemek içindir.

Ayrıca, bu ilâhî mesaj “Allah bir çocuk edindi” iddiasında bulunanları da uyarmaktadır. Hâlbuki Allah hakkında, ne kendilerinin ve ne de atalarının doğru bilgileri vardır. Ağızlarından çıkan bu çok ağır sözle, yalandan başka bir söz söylemiyorlar. Gerçekte bunlar Allah’a ve ilâhî mesajlarına inanmıyorlar ve tüm insanlarında kendileri gibi inanmaları için mücadele ediyorlar. Onlar bu açıkladığımız mesajlara inanmak istemiyorlarsa, inansınlar diye üzülecek zamanımız yok. Rabb’imiz insanların hangisinin daha iyi davrandığını sınamak için, yeryüzünde güzel olan ne varsa hepsini bir sınav aracı yapmıştır.

İşte bu dünya hayatı doğumdan ölüme kadar bir sınavdan ibaret olduğuna göre, bu kitaptaki diğer kıssalardan daha çok Mağara İnsanları’nı mu merak ediyor ve düşünüyorsunuz? Şimdi sizlere onların inançlarından kaynaklanan eylemlerini, davranışlarını ve mağaraya sığınan o gençlerin gerçek kıssasını tam gerçeği ile sizlere anlatıyoruz

İçinde yaşadıkları toplumun adaletsizliğine, zulmüne, ahlâksızlığına engel olamayan, tahammül edemeyen bu gençler, “Rabb’imiz göklerin ve yerin Rabb’idir, biz asla Allah’tan başkasına yalvarıp yakarmayacağız, çünkü böyle bir şey yaparsak çok çirkin bir şeyi dile getirmiş oluruz, oysa bizim soydaşlarımız, inançlarını destekleyen ve açık ve akla uygun bir delil getiremedikleri hâlde, Allah’tan başka varlıkları tanrı ediniyorlar. Allah hakkında yalan uyduran kimseden daha zalim kim olabilir? Bunun içindir ki, şimdi biz onlardan da, Allah’tan başka taptıkları bütün o asılsız şeylerden de uzaklaşıp şu mağaraya sığınalım ki, Rabb’imiz rahmetini bize ulaştırsın ve bizi durumumuza göre ihtiyacımız olan şeylerle donatsın” Ey Rabb’imiz, bize katından bir rahmet bahşet ve içinde bulunduğumuz harici şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinci ile donat” diyerek dua ettiler.“ Bu gençler gerçekten Rabb’lerine yürekten bağlı ve samimiyetle inanan gençlerdi ve Rabb’imizde onları doğru yolda derin bir bilinçle, duyarlılıkla güçlendirdi, gençler birbirlerini sevgi ve şevkâtle kucaklayarak mağaraya sığındılar.

Onları mağara da görmemiz mümkün olsaydı, uykuda oldukları hâlde uyanık olduklarını sanırdık, çünkü onları Rabb’imiz sağa ve sola çevirerek sağlıklı ve diri olarak muhafaza ediyordu, korunan köpekleri de aynı mağaranın ağzında ayaklarını uzatıp uyuyordu, onları bu hâlleri ile görseydik, korkudan donup kalır ve arkamızı dönüp kaçardık.

Vakti geldiğinde Rabb’miz gençleri uykularından kaldırınca, birbirlerine olup biteni sormaya başladılar, içlerinden biri, “Burada ne kadar kaldık” diye sordu, “Ya bir gün ya da günün bir kısmı kadar” dediler. İçlerinden daha derin sezgiyle donanmış olanları “Ne kadar kaldığımızı en iyi Rabb’imiz bilir” dediler. Sonra içlerinden birine yanlarındaki gümüş paraları vererek şehre bilgi toplamaya ve yiyecek bir şeyler almaya göndermeye karar verdiler. Yiyeceklerden en temizini almasını ve dikkatli davranarak kimseye arkadaşlarından bahsetmemesini tembih ettiler. Çünkü “Zalimler varlığımızı öğrenirlerse bizi taşlayarak öldürürler ya da zor altında kendi dinlerine döndürürler ki bu durumda, bir daha asla kurtulamayız.” dediler.

Bu gençlerin başına gelen inançsızlık, dinsizlik, ahlâksızlık zulümleri, Allah’a karşı sorumluluk bilincine ulaşan her toplumun, her insanın başına gelebilir. Böyle durumda sığınılacak yegane mağara ilâhî mesaj Kur’an’dır. Dünya ve ahiret mutluluklarını gerçekten isteyenler, arayanlar Kur’an’ı öğrenip gereğini yapmalıdırlar. Eğer siz Elçi’ye veya Yöneticinize yardım etmezseniz, o zaman bilin ki ona yine Allah yardım edecektir. Nasıl ki Hz. Resulullah’ı hakkı inkâra şartlanmış kimseler, onu yurdundan sürüp çıkardıkları zaman Rabb’imizin yardım ettiğinde, Elçi yalnızca iki kişiden biriydi ve saklandıkları mağarada arkadaşına: “Üzülme Allah bizimle beraberdir” 9/40. dedi ve derken Allah, ona katından sükûnet ve bir güven duygusu bahşetti, onları göremeyeceğiniz güçlerle destekledi, böylece hakkı inkâra şartlanmış olanların davasını, tuzaklarını bütünüyle yere düşürdü, Allah’ın davası ise her zaman ki gibi üstün ve yüce kaldı. “Çünkü Allah, kudretçi en üstün, hüküm ve hikmetçe en uludur.” 9/40.âyetinde açıklandığı gibi Allah Hz. Resulullah’a yardım ettiği gibi, bu sorumluluğa ve inanca ulaşan inananlara da her zaman yardım edecektir. İşte Rabb’imiz, bu kıssa ile inancımızı güçlendirmek için dikkatlerimizi bu noktaya çekmektedir. Artık kesinlik bilinmelidir ki, Rabb’imizin ölümden sonraki diriliş vaadi bütünüyle gerçektir ve Son Saat’in mutlaka geleceğinden inananların hiç şüphesi olmamalıdır diyerek gençlere dönelim:

Mağaraya sığınan gençlerin durumlarına vakıf olan şehrin ahalisinden bazıları, “Başlarına gelen olay ne ise, en doğrusunu Allah bilir, onların anısına anıt dikelim, bazıları da onların anısına buraya bir mescit yapalım” dediler. Çağlar sonra insanlar, bu gençler hakkında gereksiz tahminler de ve bilemeyecekleri bu konuda iddialarda bulunarak, olayı esasından başka türlü anlatmaya ve saptırmaya başlamışlardır. “Onlar üç kişiydiler, dördüncüleri köpekleriydi yahut beş kişiydiler, altıncıları köpekleriydi, hatta yedi kişiydiler, sekizincileri köpekleriydi” diyenler çıkmıştır. Halbuki gerçekten inananların “Onların sayısını en iyi Rabb’imiz bilir, çok az kimse onlar hakkında kayda değer bir şey bilmektedir.” Demeleri gerekir. Bunun için, onlar hakkında kıssadan çıkarılacak gerçek dersin dışında hiç kimseyle tartışmayın ve onlar hakkında daha fazla bilgi almak için o saçma, sapan rivâyetlere inanmayınız.

Bu rivâyetçilerin bazıları onların mağaralarında üçyüzyıl kaldığını, bazıları da buna dokuz yıl ekliyorlar. Bu saçmalıklara inananlara, “Onların orada ne kadar kaldığını en doğru Allah bilir.” Deyiniz,  Çünkü göklerin ve yerin gizli gerçekleri yalnızca Allah’ın elindedir. Allah, eşsiz bir görücü, eşsiz bir işiticidir. O mağaraya sığınan gençlerin ve onların durumuna düşenlerin Allah’tan başka koruyucusu, kayırıcısı olamaz, çünkü Allah, hükmünde kimseyi kendisine ortak tutmaz.

Bu kıssanın gerçek anlamını kavrayanlar, bundan böyle Rabb’lerinin kitabından vahyedilenleri insanlara anlayacakları şekilde duyursunlar. Allah’ın sözlerini değiştirecek kimse yoktur ve sizler Allah’tan başka sığınacak kimse bulamazsınız. Bu gün mağaraya sığınan gençlerin başlarına gelen zulüm inananların başına gelmiştir. Rabb’imizin hoşnutluğunu ve yardımını kazanmak için, sabah akşam Allah’a yakararak, hep birlikte doğru yolda gitmek için sabrederek ve dünya hayatının cazibesinden kurtularak inançlarımızın gereğini yapmalıyız. Dünyanın güzelliklerine, makam sevgilerine kapılarak sakın gözlerinizi ilâhî mesaj Kur’an’dan ayırmayınız. İyi ve güzel olanların hepsini terk ederek, yalnızca bencil arzularının peşlerine düşenlere, ilâhî mesaj Kur’an’ı duyarsız kılanlara aldırmayınız. Onlara deyin ki, “Rabb’imizden hak gelmiştir, artık dileyen inansın, dileyen de reddetsin”.

İlâhî mesaj Kur’an bildiriyor ki:

Gönderilen ilâhî mesaj Kur’an’ı teperek kendilerine yazık edenler için, dalga dalga yükselen alev katmanları ile onları çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırdır, öyle ki, onlar su istediklerinde, erimiş kurşun gibi yüzleri kavuran bir su verilecek ne korkunç bir içecektir o ve ne kötü bir duraktır orası.

Gönderilen ilâhî mesaj Kur’an’a iman edip, dürüst ve erdemli davrananlara, batıl, Allah’sız düzene karşı iyi ve güzel olanı yapmakta sebat, sabır gösterenlere, içlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı ebedî mutluluk, esenlik bahçeleri onları beklemektedir. Orada onlara altın bilezikler takılacak, yeşil ipekli ve işlemeli giysiler giyinecekler, yumuşak divanlara yaslanıp oturacaklar. Bu ne güzel bir karşılık, bu ne güzel bir dinlenme yeridir.

Hiç bir şey hakkında, “Ben bu işi yarın mutlaka yapacağım” demeyiniz, bunu ancak “Eğer Allah dilerse yapacağım” sözcüğü ile birlikte söyleyiniz. Bunu unutursanız hatırladığınız zaman Rabb’inizi anarak, “Umarım ki Rabb’im beni doğru olana bundan daha yakın bir bilgi ve duyarlılık düzeyine eriştir.” Deyiniz. Bu bilinçli olarak yapmayanlara, şu iki adamın örneğini açıklayınız:

Bu iki adamın her birine Allah iki üzüm bağı bahşetmişti ve çevrelerini hurmalıklarla çevirmiş ve aralarına da ekili alanlar yerleştirmişti. Her iki bahçede beklenen en güzel ürünü veriyor, verimlerinde her hangi bir eksilme göstermiyorlardı çünkü Allah, her birinin içinden dere akıtmıştı, böylece bahçelerin sahipleri bolluk içinde ürünlerini kaldırıyorlardı. Fakat biri, bir gün komşusu ile tartışırken söz arasında diğerine “Benim malım mülküm senden çok ve nüfusça da senden daha güçlü, daha ilerideyim” dedi. Böylece bu idiası ile kendi kendine yazık eden bu adam, daha da küstahlaşarak “Bu bahçemin bir gün yok olacağını asla düşünemiyorum” diyerek bahçesine girdi ve daha da saçmalayarak “Son Saat’in bir gün gelip çatacağını da düşünemiyorum, hem, o saat gelse ve ben Rabb’imin huzuruna çıkarılacak olsam bile, sonuç olarak, her halde bundan daha iyisini karşımda bulacağım” diye iddia etti.

Bu iddiaları ile kendisiyle tartıştığı komşusu ona, “Seni tozdan topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratıp da eksiksiz bir insan şekline sokan Allah’a karşı nankörlük mü yapıyorsun? Biliyorum ki benim Rabb’im Allah’tır ve ben tanrısal nitelikleri Allah’tan başka kimseye yakıştırmam, sen kendine yazık ettin, keşke bahçene girerken “Allah’ın dilediği olur, çünkü yaratıcı güç ancak Allah’ın elindedir.” deseydin. Mal ve evlatça dediğin gibi, senden daha güçsüz isem de Rabb’im bana senin bağından bahçenden pekâlâ daha hayırlısını verebileceği gibi, senin bu bahçene gökten bir afet gönderir de bahçen yerle bir olabilir yahut bir daha asla bulup çıkaramayacağın biçimde onun suyu çekilebilir” Dedi.

Gerçekten de böyle oldu, ürünlerle dolup taşan bahçeleri çepeçevre tarumar edildi ve bahçenin tarumar olmuş çitleri, çardakları karşısında, boşa giden emeğine yanarak ellerini ovuştura oluştura, “Ah ne olurdu, Rabb’imden başkasına tanrısal nitelikler yakıştırmamış olsaydım” demekten başka söyleyecek söz bulamadı. Çünkü şimdi artık onun ne Allah yerine kendisine yardım ulaştıracak kimsesi vardı, ne de kendi başının çaresine bakabilecek durumdaydı. İşte bunun için bilinmelidir ki, koruyucu, kayırıcı güç tamamıyla Tek ve Gerçek ilâh olan Allah’a aittir. Hak edilen karşılığı vermekte, sonucun ne olacağını belirtmekte de en iyi olan Allah’tır.

Dünya hayatımız Rabb’imizin gökten indirdiği suya benzer. Yağmur yağar seller olur, akar gider güneş çıkar her şey evvelki gibi olur. Yağmur yağar, yerin bitkileri suyu emerek zengin bir çeşitlilik içinde boy verip birbirlerine karışırlar, ama bütün canlılık, çeşitlilik, sonunda rüzgârın savurup götürdüğü çer çöpe döner, yok olurlar.. İşte bunun gibi vakti gelince yeryüzü ve tüm yaratılanlar yok olacaklar. Her şeye karar veren yalnız Allah’tır.

Mal mülk ve çocuklar, dünya hayatının süsleridir, ama ürünü kalıcı olan dürüst ve erdemli davranışlar ise, karşılığı bakımından Rabb’imizin katında daha değerli ve bir ümit kaynağı olarak daha verimlidir. Çünkü dağları ortadan kaldırılacağı o Gün, yeryüzü boş, dümdüz ve çıplak görünecek, o Gün, kimse unutulmadan, herkes diriltip bir araya toplanacak. İnsanlar dizi dizi Rabb’imizin huzuruna çıkarıldıklarında, Rabb’leri onlara şöyle diyecek, “İşte, siz ilk kez yarattığımız günkü gibi tamamıyla yapayalnız ve boyun eğmiş olarak huzurumuza geldiniz, oysa siz böyle bir buluşmayı hep gerçekleştirmeyeceğimizi sanıyordunuz.” İşte o Gün, herkesin dünyada yapıp, ettiklerine dair sicilleri yazılı ve görüntülü olarak önlerine konulduğunda, suçluların orada yazılı olanlardan irkildiklerini göreceksiniz, “Vah bize! Nasıl bir sicilmiş bu, küçük büyük hiç bir şey bırakmamış, her şeyi hesaba geçirmiş” derler ve yapıp ettikleri her şeyi kaydedilmiş olarak önlerinde bulurlar.

Hatırlayın ki, “Rabb’imiz meleklere Âdem’in önünde üstün yaratılmış olduğunu kabul edin” dediği zaman, İblis’in dışında, meleklerin hepsi Allah’â teslim olarak kabul ettiler (Âdem ve İblis özel isim olup çoğuldur). İblis, içindeki kötü kişiliği melekler tarafından bilinmeyen, görülmeyen varlıklardan biriydi (Kur’an: Kişiliğini, görevini, yapacaklarını gizleyen varlıkların tümünü cin olarak tanıtır.) ve böylece insanlara düşman olarak, Rabb’imizin buyruğunun dışına çıktı. Peki, İblis’in bu isyânını, küstahlığı nı öğrendiğiniz hâlde, yine de onu ve avenesini nasıl kendinize dostlar, sırdaşlar edinirsiniz, hem de onlar sizin apaçık düşmanlarınız olduğu hâlde? Bu ne kötü bir teslimiyettir.

Allah, onları ne göklerin, ne yerin ve ne de kendi yaratılışlarına tanık kılmamıştır. Ayrıca insanları yoldan çıkaran bu varlıkları kendisine hiç bir şekilde yardımcı edinmiş de değildir. Bu varlıkları Allah’a ortak koşanlara, ahirette “Şimdi çağırın bakalım, benim ortaklarım olduklarını sandığınız varlıkları” denilecek, onları çağıracaklar ama berikiler onlara bir karşılık vermeyecek, çünkü onlarla ötekiler arasına aşılmaz bir uçurum konmuştur. Günaha gömülüp gitmiş olanlar o zaman ateşi görecekler ve oraya gitmek zorunda olduklarını anlayacaklar ama ondan kaçmak kurtulmak için bir yol bulamayacaklar.

Rabb’imiz bu Kur’an’da insanların yararlanması için, çeşitli açılardan türlü türlü dersler ortaya koymuştur. Kainat görüntü kitabı, yeryüzü görüntü kitabı ve ilâhî mesajlara rağmen insan her şeyden çok tartışmaya düşkündür. Kendilerine doğru yol rehberi gelmişken insanları imana erişmekten ve Rabb’lerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan yegâne tutumları, onların önceki günahkâr toplumlara uygulanan sürecin kendilerine de uygulanmasına ya da nihaî azabın öte dünyada başlarına gelmesini beklemeleri değil de, nedir?

Rabb’imiz mesajlarını yalnızca müjdeleyici ve uyarıcılar olarak gönderir. Hakkı inkâra şartlanmış olanlarsa onlara karşı asılsız iddialarla, (Allah’ın bütün işlerine meleklerin, evliyaların, eşyaların yardım yaptıklarını iddia ederek) güya hakkı çürütmek, hükümsüz kılmak için tartışırlar, ilâhî mesajları ve uyarıları alay konusu yaparlar. Rabb’inin mesajları kendisine ulaştığı hâlde, kendi eliyle işlediği bütün kötü işleri de unutup, mesajlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Hakkı inkâra şartlanarak devamlı sürdürmek isteyenlerin kalplerine, Rabb’imiz hakkı kavramalarına engel olan bir örtü ve kulaklarına da bir ağırlık yerleştirir, artık bunlar doğru yola çağırılsalar da asla doğru yola girmezler. Bu korkunç inkâr bataklığına düşenler tövbe yaptıkları takdirde Rabb’imiz yinede gerçek bağışlayıcıdır. Yoksa işledikleri kötülükler için onları hemen paylayacak olsaydı, kuşkusuz hak ettikleri azabı çarçabuk başlarına salardı. Ama işte, onlar için, aşıp ötesine geçemeyecekleri bir süre belirlenmiştir, tıpkı zulüm üstüne zulüm işlediklerinde ansızın yok edilen önceki toplumlar gibi, Rabb’imiz onların ortadan kaldırılması için de bir süre belirlemiştir.

(Kehf Sûresi’nin 1- 60. âyete kadar bölümünün anlatımıdır.)

Toplumun yaşadığı sosyal hayat tarzı dizilerle, reklamlarla, radyolarla, televizyonlarla Lût kavminden daha da kötü hâle getirilmiştir. Çiklet, traş bıçağı, otomobil, ev tüm reklamlarda çıplak kadınlar kullanılarak gerçekte cinsellik beyinlere monte edilmektedir. İman edenlerin gerçekten zerre kadar imanlar varsa, kıssadaki gençler gibi mağaraya sığınmalıdırlar. Kurtuluşu kesin sağlayacak yegâne mağara Kur’an ve Kur’an Evi’dir. Herkes aklını başına alıp, üzerindeki ölü toprağını silkeleyerek Kur’an’a koşarak sarılmadıkça adalete, üstün ahlâka ulaşmak mümkün değildir.

Allah’ı ve kendimizi tanıyarak Rabb’imizin emirlerine, hükümlerine göre yaşam tarzımızı bu kıssadan öğrendiğimize uygun olarak organize etmeyi öğrenelim. Her zaman olduğu gibi makalemizi Asr Sûresi ile bitiriyoruz, inşallah Pazartesi günü Kâf Sûresi’nin anlatımında buluşma dualarımızla, Allah’ın selâmı, rahmeti üzerinize olsun.

103. ASR SÛRESİ

Rahmân, Rahîm Allah Adına

Ey insanlar! Düşününüz zamanın akıp gidişini! Fakat insan Kur’an’a duyarsız, ilgisizdir. Gerçek şu ki, Kur’an’ı terk eden ve dünya sevgisine yönelen insan ziyândadır. Meğerki imana erip inançlarının gereğini ve doğru, yararlı işler yapanlardan olsun ve birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden olsun, ziyânda olmayanlar işte bunlardır.

♦   ♦   ♦

NOT:

a) Bu yazıları en az 10 dostunuza, arkadaşınıza lütfen gönderiniz.

b) Evvelki yazılarımı“kuranin kaybolan yorumlari” isimlisitemde okuyabilirsiniz.

                                                                              D. A. Turan GÖZLEVELİ

                                                                              08 Mart 2012/Tuzla

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !