İNANLARIN BİR ARAYA GELMELERİNİ SAĞLAYACAK ASGARİ DİNİ BİLGİLER

İNANLARIN BİR ARAYA GELMELERİNİ SAĞLAYACAK ASGARİ DİNİ BİLGİLER

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Rahmân, Rahîm Allah Adıyla

İnsanın görevi, Kur’an’ı bütün insanlığa tebliğ ederek,  tüm yeryüzüne hidayet götürmesidir. Bu önemli görevini ihmal edip de, “Allah onlara hidayet etsin” demesi, nefsinin küstahlığıdır. İnsan, Allah’ın emirlerini yerine getirirken sonucunu beklememeli, yılmadan bütün gücü ile sabır göstererek çalışmasına devam etmelidir. Hâlbuki insanlar, çalışma da değil de, çalışmama yolunda sabır gösteriyorlar. “Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.” 3/200.

İnsanları çukura düşüren önemli bir yanlışlık ta, Allah’a yakışmayan, hatta insana yakışmayan fiillerin Allah’a yakıştırılmasıdır.

Misal-1: Deniliyor ki, “Allah 50 vakit namaz emretti, fakat peygamberimiz ümmetine karşı çok merhametli olduğundan, tekrar tekrar Allah’a giderek bunu 5 vakide indirtti”. Hiç bir peygamber, Allah’tan daha merhametli olamaz, hatta bütün peygamberlerin merhametleri bir araya toplansa, Allah’ın merhametinin zerresini bile meydana getiremezler. Allah, ilk elçisi Nuh peygamberimize de son elçisi Muhammed peygamberimize de günde 5 vakit namaz emretmiştir. Çünkü “Allah’ın yöntemi öteden beri hep böyledir ve siz Allah’ın yönteminde hiç bir değişme bulamazsınız.” 48/23. Rabb’imizin yönetiminde kesinlikle değişme olmadığından ilk peygambere ve son peygambere verilen emirler, öğütler kesinlikle aynıdır.

Misal-2: Kur’an meallerinde, tefsirlerde ve geleneksel yorumlarda: “Allah, onların, gözlerini, kalplerini, kulaklarını mühürledi.” Hâlbuki Allah hiç kimsenin kalbini, gözünü, kulağını mühürlemez, çünkü Allah zalim değildir. Eğer mühürlerse, o insanlardan sorumlulukta kalkar. “Kalbimi, gözümü, kulağımı mühürlemeseydin, ben de hidayete gelecektim” diye itiraz edebilir. Hâlbuki insan, bütün gücü ile kendisini vahyi inkâr etmeye şartlamışsa, o insan artık bütün duygularını vahye kapatmıştır ve bu insanın lisanıhâl ile kendi aleyhine dua etmesidir. Allah’ta bu insan pişman olup tövbe edinceye kadar onu bu hâlinde bırakır. Bu bırakması, insanın duygu organlarının mühürlenmesi anlamında değildir. Bu kemikleşmiş yanlış inançta ısrar edenler, insanların duygu organlarını mühürleyen başka bir ilâha inanmış olurlar ki, böyle organları mühürleyen Allah olmadığından, ibadetlerinde de yanlış, sahte bir ilâha yönelmiş olduklarından, bütün ibadetlerin de iflas edenlerden olurlar.

Misal-3: “Cehennem üzerinde kıldan ince, kılıçtan keskin bir sırat köprüsünün bulunduğu, insanların bu köprüden yüzlerce senede ancak geçebildiği, hiç günahları olmayanların korkmadan uçarcasına çabucak geçtikleri, fakat günahları olanların köprü üzerinde süründükleri, cehenneme düşmemek için çırpındıkları, çığlıklar attıkları, günahı fazla olanların aşağı düştükleri ve insanların bu hâllerini de Allah’ın seyrettiği anlatılır.” Hâşâ Allah’a bu yorumlarla çirkin bir fiil yakıştırılmıştır. İnsanlar, yargılanmadan evvel, sadistçe işkence ediliyorlar ve Allah’ta bu manzarayı seyrediyor. Bu da çok çirkin bir yakıştırmadır ve bu saçmalığı bilerek, bilmeyerek iddia edenler, sahte bir ilâha inandıklarından bütün ibadetlerin de iflâs etmişlerdir.

Allah’tan ve dinden sapmanın en büyük sebebi de, insan nefsinin küstahlığıdır, bu öyle bir kendini beğenmişliktir ki, Kur’an bilgisinden nasipsiz insan bunu idrak edememektedir. Küstahlaşmış nefis, insana kendi kendine yeterli olduğu, uzaya, aya gidebildiği, atom bombası yapabildiği, kalp, beyin gibi çok önemli ameliyatları başarı ile yaptığını, gökdelenler, uçaklar, tanklar, her türlü gemiler, trenler, metrolar v. s. gibi üretimde zirveye çıktığını, araç ve gereçleri yaptığını, en verimli tarımı yaptığını ilham ederek insanı kendi kendine ilâhlaştırır. Artık insan her şeye karşı kendini yeterli görür. Oturduğu meskenini, iş yerini, giyeceklerini ve yiyeceklerini kendisinin yaptığına inanır, gururlanır, gururu kabardıkça da nefsi onu ilâhlaştırır ve bu şeytani döngü içinde Allah’ın ve dinin artık yeri yoktur. İlâhlaşmış nefislerin uyanmaları için şu soruyu soralım:

Gökdelenler, villâlar, hanlar, apartmanlar, atom bombası, uçak ve yolcu gemileri, metrolar, uzay araçları, kamyon, TIR, binek otomobilleri, tıp ilminde her türlü tedavi ve ameliyatı, kumaşların her türlüsünü, tarımın her konusunu, kumaşları dokumanın, giyimin her türlüsünü Allah yapamaz diyen acaba birisi çıkabilir mi?

İnsan hiç bir şey değilken, Allah onu en güzel şekilde topraktan yarattı. İnsana, doğumundan ölümüne ve kıyâmete kadar ihtiyacı olan bütün teknolojiyi, sanayi, tarımı ve bütün ilimleri öğretti. İnsan da, Rabb’inden öğrendiklerini ihtiyacı oldukça, her araç ve gereçlerini kullanarak, sanayi ve teknoloji ilerlettikçe daha mükemmele doğru gitmeye ve ilerlemeye başladı. “Ve Allah, Âdem’e her şeyin ismini öğretti...” 2/31.“Rahmân, bu Kur’an’ı insana öğretti. Allah, insanı yarattı ona açık ve berrak şekilde düşünmeyi ve konuşmayı öğretti.” 55/1-4. Kur’an detaylara inmez, her şeyi öz, kısa ve mecazî olarak anlatır. Oturduğu meskeni, iş yerini, elbiseleri ve önündeki yiyeceğini ve bütün ihtiyaçlarını insana Allah vermektedir. İnsan meyveleri, ekinleri yapamaz, ancak onları yetiştirir, elektriği yapamaz ancak ona ulaşmayı ve kullanmayı bilir. Pamuğu, keteni yapamaz, fakat onlardan kumaş yapmasını bilir. İnsana bütün ilimleri, Allah onu yarattığı zaman öğretmiştir. İnsanda zamanı ve yeri geldikçe, Allah’ın verdiği bütün nimetlerden insanlığın istifade etmesi için, çalışan ve vesile olan insan vasıtadır, sebeptir. Allah’ın izni olmadan yaprak yere düşmez. Allah’ın izni olmadan, sofraya yemekler gelmez. Bütün gıda maddeleri Allah’ın izniyle yetişir, insan, yine Allah’ın kendisine öğrettiği bilgi ile onları toplar tencereye koyar, pişirir ve sofrasına getirir. Görüldüğü gibi insan, icat eden değildir. Allah’ın icat ettiklerini, Allah’ın öğrettiği bilgi ile kullanmada ve diğer insanlara sunmada bir vasıtadır.

Verilen misalleri ve örnek alarak yapılan yanlışlıkları çoğaltabilirsiniz. Bu kadar misalle yetinerek esas konumuza girelim.

Kendisini yaratan Rabb’ine karşı sorumluluğunun bilincinde olan insan, Rabb’ini gerektiği gibi tanımalıdır. Her konunun odak merkezi Allah inancıdır, maalesef inananlar, Allah’ı gerektiği gibi tanıyamıyorlar ve kasıtlı olarak tanıtmıyorlar. Bu çok önemli inanç, geçen binlerce yılda çok erozyona uğratılmıştır, insanlar Allah’ı gerektiği gibi tanıyamaz durumuna düşmüşlerdir. Allah, insanın yaptığı her şeyin daha mükemmelini yapar. Cennette ki, meskenleri ve bu meskenlerin içlerindeki, altın, gümüş, atlas, ipek döşemeleri bizzat Allah yapmıştır. Allah, atom bombasını da, en zor ameliyatı da yapar. Fakat dünya sorunlarını, insanın bizzat kendisinin gidermesini murat etmiştir. Aklını doğru kullanabilen insan, önce şunu iyi düşünmelidir: Allah’ın kâinatı yönetmesi için yardımcıya veya âlete ihtiyacı var mıdır? Allah’ın kâinatı ve insanlık âlemini yönetmesi için hiç bir yardımcıya veya vekile ihtiyacı yoktur. Bizleri Yaratan Allah, Kendisini Kur’an beyânlarında çok açık anlaşılır şekilde tanıtmıştır. Sorumluluk bilincimizle ve duygularımızla kendisine yöneldiğimiz Allah’ımızı en doğru anlamda bilmemiz ve tanıyabilmemiz için, Kur’an ışığında insanların en çok zaafa ve ayrılığa düştükleri dokuz önemli başlık altında, aşağıdaki küçük çalışma yapılmıştır. “İhtilâflarınızı Kur’an’a götürün” emri gereğince, mümkün olduğu kadar konular, Kur’an öğütleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. İnşallah faydalı olur.

·Bütün kâinatı yalnız kendi emriyle yaratan ve yegâne hükümran Allah’tır.

·Yarattıklarının rızkını, yalnız kendi üzerine almıştır.

·Yarattıklarının yaşam süreçlerini yalnız kendisi tâyin etmiştir.

·Yarattıklarına, yaşama kurallarını ve hukukunu yalnız kendisi koymuştur.

·Yarattıklarına, ibadeti ve kurallarını yalnız kendisi emretmiştir.

·Yarattıklarına, haram sınırlarını yalnız kendisi koymuştur.

·Yarattıklarının, tövbelerini yalnız kendisi kabul eder ve yalnız kendisi şefaat eder.

·Yarattıklarının ölümlerini, yalnız kendisi emreder ve gerçekleştirir.

·Yarattıklarını tekrar öteki dünyada yalnız kendisi diriltir ve mahkemelerini yalnız kendisi yapar, gereken mükâfat ve cezayı da yalnız kendisi verir.

Bu dokuz esas başlık altında inceleyeceğimiz konular da, Allah, hiç bir yaratığa yetki vermemiştir. Hiç bir yaratık, bu dokuz konuda ne yardımcı ve ne de söz sahibi değildir. Bu konuları, Kur’an beyânları ile dikkatlice inceleyelim. İnşallah haftaya dördüncü bölümde buluşmamıza dua ederim.

Kur’an ışığında ibadetlerini yapanların, devlet dinini ve devlet inançlarını terk edenlerin, gerçek ibadetler yapmak için aklını kullanarak düşünenlerin, Kur’an’ın içeriğini öğrenenlerin, öğretenlerin ve Allah’tan yana olmaya çalışanların üzerine Allah’ın rahmeti selâmı olsun. Rabb’imiz inşallah yarın huzurunda hepimizin bir araya gelip saf tutmamıza yardım etsin, âmin. Her zaman ki gibi makalemizi Asr Sûresi ile bitiriyoruz.

103. ASR SÛRESİ

Rahmân, Rahîm Allah Adıyla

Ey insanlar! Düşününüz zamanın akıp gidişini! Fakat insan Kur’an’a duyarsız, ilgisizdir. Gerçek şu ki, Kur’an’ı terk eden ve dünya sevgisine yönelen insan ziyândadır. Meğerki imana erip inançlarının gereğini ve doğru, yararlı işler yapanlardan olsun ve birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden olsun, ziyânda olmayanlar işte bunlardır.

♦   ♦   ♦

NOT:

Bu makaleyi en az 10 dostunuza, arkadaşınıza, lütfen gönderiniz. Evvelki tüm yazılarımı“kuranin kaybolan yorumlari” isimlisitemde okuyabilirsiniz.

                                                                           Turan GÖZLEVELİ

                                                                           19 Nisan 2018/Tuzla

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !