İNANLARIN BİR ARAYA GELMELERİNİ SAĞLAYACAK ASGARİ DİNİ BİLGİLER

İNANLARIN BİR ARAYA GELMELERİNİ SAĞLAYACAK ASGARİ DİNİ BİLGİLER

İKİNCİ BÖLÜM

Rahmân, Rahîm Allah Adıyla ALLAH

Bütün kâinatı ve kâinattaki insan dâhil bütün canlıları yaratan Allah, yarattığı canlıların, fıtratlarını, yaşam süreçlerini, rızkını ve ölümlerini bizzat kendisi plânlar ve yapar. “De ki: ‘Bütün övgüler, döl edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, güçsüzlükten, düşkünlükten ötürü her hangi bir yardıma-yardımcıya gereksinme duymayan Allah’a yakışır.’ İşte, Allah’ı hep böyle yücelterek an.” 17/111. Yarattığı insanın, diğer yaratılanlara göre en üstünlüğü ve özel bir durumu vardır. Allah, Kendi mülkünden bir parça olan dünyayı insana emanet etmiştir. İnsan yaşadığı müddetçe dünyanın sahibi, fakat Allah’ın mülkünde misafirdir. Allah misafirlerine, mülkünde nasıl oturacaklarını ve nasıl yaşayacaklarını, elçilerine gönderdiği mesajlarla tebliğ etmiştir. Bu sebepten dolayı İnsanlar, diğer yaratılmışlardan farklı olarak, Allah’ın mesajlarını sosyal hayatlarına uygulamalarından dolayı sorumlu tutulmuşlardır. Böyle önemli bir sorumluluk yüklenen insan, Allah’ın emirlerini yerine getirirken, yapabileceği hatalardan dolayı gerektiği gibi tövbe ettiklerinde, kendilerine Rabb’imiz tarafından şefaat edileceği de beyân edilmiştir.

Allah’a karşı sorumluluk bilincine ulaşan insan, çevresine baktığı zaman, gökyüzünde, dağlarda, ormanlarda, mahsullerde, çiçeklerde, göllerde, derelerde ve bütün canlılarda Allah’ın ismini, imzasını görür, görmelidir.

Kur’an da açıklanan bütün güzel ve üstün sıfatlar Allah’a mahsustur. Müslüman Kur’an’ı okurken bu sıfatları en iyi şekilde anlayarak öğrenmelidir. İslâm Dini, tamamen akla ve insanın yaratılış fıtratına uygundur. Hiç bir mantık, felsefe İslâm’ın doğru ve hak öğütlerini değiştiremez. İslâmiyet aklını kullanabilen ve iyi düşünen insanların dinidir. Hiç bir Müslüman da bu öğütlerin değiştirilmesine hayatı pahasına müsaade etmemelidir.

İman insanı, Allah’a ve topluma karşı sorumluluk bilincine ulaştırmalı ve bu iki bilinci daima güçlendirmelidir. İnsan, nereye baksa Allah’ın eserlerini ve imzasını görür ve görmelidir. Kur’an ışığında, Allah’ın isim ve sıfatlarını bu şekilde idrak edilmelidir. Böylece insanın duyguları daha hassaslaşır, Allah’a karşı sorumluluk duyguları daha da kuvvetlenir.

Allah, bütün kâinatı ve içindeki canlıları kendisine kul olmaları için yaratmıştır. Dikkat edildiğinde, bütün kâinat ve içindeki canlıların (Feza, uzay, gökyüzü, sema v. s.), milyonlarca seneden beri yaratılış maksatlarına göre görevlerini yaptıkları görülecektir. Dünyadaki bütün canlılar yaratılış maksatlarına göre görevlerini yapmaktadır. Bütün ekinler, nebatlar, ağaçlar hiç şaşmadan ürünleri muntazam olarak vermektedir. Arılar, tavuklar, koyunlar, keçiler, sığırlar v. b. bütün hayvanlar yaratılış gayelerini aksatmadan yerine getirmektedirler. İnsanın gördüğü ve ilmen tespit ettiği bütün bu olaylar, tam manası ile mucizedir. Kupkuru bir kütük veya odundan, yemyeşil yaprakların ve meyvelerin çıkması, bütün hayvanlardan, gıda veya güç olarak istifade edilmesi mucizedir. “Ve Allah, yarattığı harikaları işte böyle önünüze koyuyor, öyleyse Allah’ın harikalarından hangisini inkâr edebilirsiniz?” 40/81. Fakat insan, büyük mucizeler içinde yüzdüğü hâlde, gerçeği kavrayamamaktadır. Çünkü akıl gücünü gerçeği anlamamak için kullanmaktadır. İnsan kendisine baksa, doğumundan ölümüne kadar, bedeninin orantılı ve simetrik gelişmesi ve neslinin devam etmesi çok büyük mucizedir. Bu mucizeleri yaratanın Allah olduğunu her nefes alışında hatırlamalıdır. “Allah’tır, her ikisi de kendi istikametlerinde seyreden güneşi ve ayı sizin yararlanmanız için koyduğu yasalara bağlı kılan ve gece ile gündüzü yine sizin yararlanmanız için koyduğu yasalara bağlı tutan.” 14/33.  İnsan gökyüzüne bakarak, güneşin ve ayın milimi milimine, hiç sapmadan yeryüzündeki yaşayanlara sağladıkları faydaları, nimetleri düşünse, saymakla bitiremez.

Teşekkür ve dua için, günde en az beş vakit namazında Allah’a yönelmesi de, Allah inancının tazelenmesidir. Rabb’imiz, bütün yarattıklarının, emirlerine göre yaşayarak kul olduklarını ispatlamalarını öğütler. Yarattıklarının hiç bir yardımına kesinlikle ihtiyacı yoktur. Yarattıklarından yardımcı da edinmemiştir. Fakat aksine bütün yaratılanlar Allah’a muhtaçtır. “...Hakikati inkâr edenlere gelince, bilsinler ki, Allah, yarattığı âlemlerden bağımsızdır, her bakımdan Kendine yeterlidir.” 3/97. Nefsi insanı çok şımartarak Rabb’ini unutturmaktadır. Bu şımarık insan, kendi vücuduna bile sahip olamadığını bilmemektedir. Çocukluğundan itibaren vücudunun simetrik olarak nasıl büyüdüğünü, kendisinin hiç bir müdahâlesi olmadan, kollarının, ayaklarının, kulaklarının ve diğer organlarının nasıl tam eşit ölçüde geliştiklerini ve tüm bunların Allah’ın emriyle olduğunu gerektiği anlamda bilememektedir. Keza İnsan, kalbinin, midesinin, bağırsaklarının, böbreklerinin çalışmasını düzenleyemez. Bu organlarına hükmetmekten aciz olduğunu fark ederek Allah’a yönelmez. İşte nefsi, insanı bu aymazlığından yakalayarak cehenneme yönlendirir. Kendisini Yaratan Rabb’ini, Allah’ını gerektiği gibi tanıyamayan insan, her gün oruç tutsa, her sene hac etse, devamlı namaz kılsa, bu ibadetleri, hiç bir şey ifade etmez. Ahirette, bu insanlar iflâs edenlerdir. Dünyada yaptıkları ibadetleri onlara hiç bir şey kazandırmamıştır. Çünkü gerektiği gibi Allah’ı tanımamışlardır. Nefislerinin telkin ettiği ilâha, tanrıya ibadet etmişlerdir. İnancın, imanın mutlak gereği Allah’ı gerektiği gibi bilmektir. Bu bilme gücüyle iman ayakta durur ve insan Allah sevgisine ulaşır. Sevdiğini üzmemek için de, onun bütün öğütlerini noksansız yerine getirmeye çalışır. İşte bu şekilde insan, yaratılış maksadına uygun hareket etmiş olur. Bundan sonra da, yaptığı ibadetler, iyilikler, faydalı işler defterine kazanç olarak yazılır.

Mistik Hint felsefesinin yoğurduğu ve etkisine aldığı geleneksel tarikat inancı, maalesef Allah’ı insanın hizmetçisi gibi idrak eder. Her işin yapılmasını Allah’a havale ederler. “Allah belâsını versin”, “Allah iyi etsin”, “Allah, düşmanlarımızı yok etsin”, “Allah, düşmanlarımıza fırsat vermesin”, “Allah hidayet etsin” v. b. gibi masumane dualarla, insanlar çoğu zaman hiç bir gayret göstermeksizin bizzat kendilerinin yapmaları gereken görevlerini yapmayarak, Allah’a havale ederler. Bu sözlerin dua olmaları için, Müslümanların toplum veya fert olarak “Allah, düşmanlarımıza karşı bize üstünlük nasip etsin”, demelidirler. Özellikle, inanmayanları gerektiği gibi ikâz etmeye gayret etmeli ve bizzat kendilerinin yapması gereken görevin, Allah’a havale edilmesi, insanın kendi arzularına göre Allah’ın yönlendirilmesi anlamına gelmektedir ki, bu çok tehlikeli bir durumdur. Allah insanın yönlendirmesine muhtaç değildir. Aksine insan, Allah’ın yönlendirmesine muhtaçtır. “Savaşın onlarla! Allah, sizin ellerinizle cezalandıracak onları, hor ve hakir kılacak,...” 9/14, “Ey inanalar! Allah, aranızdan, Allah’tan, Allah’ın Elçi’sinden, Allah’a inananlardan başka kimseden yardım beklemeden, Allah yolunda her türlü çabayı gösterenleri ortaya çıkarmadan, kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Oysa Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.” 9/16. Yukarıda da açıklandığı gibi, Allah, bütün yeryüzünü verdiği emirleri ve öğütleri doğrultusunda, adaletle yönetmesi şartı ile insanın emrine teslim etmiştir. Yeryüzündeki her işi insan yapacak ve her problemi insan çözecektir. Bu insanın asıl görevi ve sınavıdır. Yapması gereken görevlerini, yapmayıp Allah’a havale etmesi, insanın nefsinin ilâhlaşmasıdır. İnsan tabii ki görevini yaparken birçok zorluklarla, problemlerle, hatta hayati tehlikelerle karşılaşacaktır. Bütün bunları bizzat kendisinin hâl etmesi gerekir. Allah kimseye zorluk yüklemez ve insan gücünü aşan, yapamayacağı işlerden dolayı da sorumlu değildir. İnşallah haftaya üçüncü bölümde sağlıklarla buluşmamızı dua ederim.

Kur’an ışığında ibadetlerini yapanların, devlet dinini ve devlet inançlarını terk edenlerin, gerçek ibadetler yapmak için aklını kullanarak düşünenlerin, Kur’an’ın içeriğini öğrenenlerin, öğretenlerin ve Allah’tan yana olmaya çalışanların üzerine Allah’ın rahmeti selâmı olsun. Rabb’imiz inşallah yarın huzurunda hepimizin bir araya gelip saf tutmamıza yardım etsin, âmin. Her zaman ki gibi makalemizi Asr Sûresi ile bitiriyoruz.

103. ASR SÛRESİ

Rahmân, Rahîm Allah Adıyla

Ey insanlar! Düşününüz zamanın akıp gidişini! Fakat insan Kur’an’a duyarsız, ilgisizdir. Gerçek şu ki, Kur’an’ı terk eden ve dünya sevgisine yönelen insan ziyândadır. Meğerki imana erip inançlarının gereğini ve doğru, yararlı işler yapanlardan olsun ve birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden olsun, ziyânda olmayanlar işte bunlardır.

♦   ♦   ♦

NOT:

Bu makaleyi en az 10 dostunuza, arkadaşınıza, lütfen gönderiniz. Evvelki tüm yazılarımı“kuranin kaybolan yorumlari” isimlisitemde okuyabilirsiniz.

                                                                     Turan GÖZLEVELİ

                                                                     12 Nisan 2018/Tuzla

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !