ALLAH’A KARŞI GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZ – 1 -

ALLAH’A KARŞI GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZ – 1 -

Dünya coğrafyasın da gayrı İslâmi düzenlerde yaşayan inananlar, İslâmı rededen düzende rahat yaşamak için inançlarını 1400 seneden beri, yaşadıkları düzenin kurallarına uydurarak yaşıyorlar. Türkiye’de de, Allah’ı ve Allah’ın mesajlarını yaşanan hayattan silen seküler düzen, Diyânet İşleri Teşkilâtı Başkanlığı ve İlâhiyatçılar eliyle, toplumun dinini ve inançları seküler düzen kurallarına göre ehlileştirdiler, bambaşka din ve inanan toplum hâline getirdiler.

Kendisini, yaratılanları, eşyayı tanıyan insanın, kendisini Yaratan Rabb’ine karşı sorumluluğunu, en üstün ve en makbul idrakle tanımalıdır. Dünya hayatında, doktorların, mühendislerin, hukukçuların, polislerin, askerlerin, memurların ve her işin, her görevin nasıl sorumluluğu aksatılmadan yapılıyorsa, Allah’da yarattığı insana yeryüzünde görev ve sorumluluk verdi, insanda bu en önemli görev ve sorumluluğunu en güzel şekilde yapmalıdır. Çünkü, tekrar dirildiğinde, ahirette bu görev ve sorumluluğunun muhasebesi sonucunda, mükâfat veya ceza alacaktır.

İnsan, anasını, babasını tanımasından daha mükemmel ve üstün derecede kendisini Yaratan Rabb’ini tanımalı ve bilmelidir. Sonra da Rabb’ine karşı görev ve sorumluluklarını, en güzel şekilde öğrenerek ve aksatmadan yerine getirerek yaşamalıdır.

Şimdi, Allah’a karşı sorumluluk bilincini ve görevleri, aşağıdaki Kur’an âyetlerinin yorumuyla, konuşan Kur’an’dan öğrenelim.

Sana, bu ilâhî kelâmı yalnızca, üzerinde çekişip durdukları dinî sorunları onlara açıklayasın ve inanmaya eğilimli olan kimselere de onu doğru yol bilgisi ve rahmet olarak ulaştırasın diye indirdik.” 16/64

“Bütün övgüler Allah’a yakışır. O Allah ki, kuluna bu ilâhî kelâmı indirmiş ve onun anlaşılmasını güçleştirecek hiçbir çapraşıklığa yer vermemiştir.” 18/1

Bunlar, ilâhî fermanın hikmet dolu mesajlarıdır.” 31/2

“Tâ, Sîn, Bunlar Kur’an’ın, özünde açık olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilâhî kitabın mesajlarıdır. O kitap ki, inananlar için bir yol gösterici ve bir müjdedir.” 27/1-2

“Bunlar, özünde açık olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilâhî kitabın mesajlarıdır.” 28/2

Sâd. Düşün! Öğüt ve uyarılarla dolu olan bu Kur’an’ı!” 38/1

Ey insan! Bu Kur’an’ı sana, seni bedbaht etmek için indirmedik, bütün insanlığın mutlu bir hayat yaşaması ve yalnızca Allah’tan korkan herkese bir öğüt, bir uyarı olsun diye indirdik.” 20/1-3

İşte böylece Biz, bu vahyi mesajı Arap diliyle ifade edilmiş bir hitabe olarak indirdik ve onda her türden uyarıyı apaçık dile getirdik ki, insanlar, Bize karşı sorumluluk bilinci taşısınlar yahut bu kitap onlarda yepyeni bir bilinç uyanıklığı meydana getirsin.” 20/113

“Bunlar, kendi içinde apaçık ve tutarlı olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilâhî kelâmın mesajlarıdır.” 26/2

“Öyleyse, Rabb’inin kitabından sana vahyedileni insanlara duyur. Allah’ın sözlerini değiştirebilecek kimse yoktur. Sen de Allah’tan başka sığınacak kimse bulamazsın.” 18/27

En yakınlarından başlayarak, erişebildiğin herkesi uyar.” 26/214

Çünkü Kur’an, inanmak isteyenler için gerçek bir yol gösterici ve bir rahmettir.” 27/77

“Çünkü Biz, gerçekten de bu Kur’an’da her konuyu insanlığın yararı için değişik açılardan örneklerle açıklamış bulunuyoruz. Hâl böyleyken, yine de insanların çoğu inkârcı bir tavırla, atalarının dininden başkasını benimsemekten inatla kaçınmaktadır.” 17/89

Bir ilâhî kelâm ki, taşıdığı mesajlar, anlama ve kavrama yeteneğine sahip insanlar için, güzel haberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak, Arapça bir hitabe olarak apaçık beyân edilmiştir. Fakat bu ilâhî kelâm insanlara ne zaman tebliğ edilse, çoğu yüz çevirir ki mesajını duymasınlar.” 41/3-4

“Bakın, bu Kur’an gerçekten şerefli bir Elçi’nin vahyedilmiş sözüdür. Kur’an, inanmaya ne kadar az eğilimli olsanız da, bir şair sözü değildir. Ders almaya ne kadar hazır olsanız da, bir kâhin sözü de değildir. Kur’an, bütün âlemlerin Rabb’inden bir vahiydir.” 69/40-43

Elbette, bu mesajlar yalnızca birer hatırlatma ve öğütten ibarettir. Kim istekliyse Kur’an’ı hatırlayıp öğüt alabilir.” 80/11-12

Çünkü, niceleri “Allah’a ve Resul’e inandık, itaat ettik!” Derler de, sonra onlardan bir kısmı, bu sözlerine rağmen, doğru yoldan geri dönerler. İşte böyleleri hiç bir zaman gerçek müminler değillerdir. 24/47

“Bizim mesajlarımıza gerçekten inananlar, kendilerine tebliğ edildiği zaman önünde derin bir hayranlık ve saygıyla eğilenlerdir ancak.” 32/15

Biz, sana insanlığın kurtuluşu için, hakikati ortaya koyan bu ilâhî kelâmı indirdik. Kim buna sarılarak doğru yola ulaşmayı seçerse bu kendi lehinedir ve kim de yoldan saparsa yine kendi aleyhine sapmış olur. Sen, onların seçimlerini belirleme gücüne sahip değilsin.” 39/41

“Doğrusu sen, onları gerçekten dosdoğru bir yola çağırıyorsun,” 23/73“Sana sadece Bizim mesajımız emanet edilmiştir. İşte Biz, sana, Arap dilinde bir hitabe gönderdik ki, bütün kentlerin atasını ve çevresinde oturanları uyarabilesin. Yani, varlığı her türlü şüphelerin üstünde olan Toplanma Günü’ne karşı onları uyarasın. O Gün, bazısı cennete girecek, bazısı da yakıcı ateşe.” 42/7

“Siz, ey imana erişenler! Allah’a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaşmayın ve hep doğru sözlü kimseler olun.” 9/119

Bu ilâhî kelâmın indirilişi, güç ve hikmet Sahibi olan Allah’tandır. Hakikati ortaya koyan bu vahyi sana indiren Biziz. Öyleyse içten bir inançla Allah’a bağlanarak yalnız Allah’a kulluk et. Halis inancın yalnız Allah’a yönelmesi gerekmez mi? Allah’tan başkasını -bazı geçmiş kişilerin kabirlerini, sembollerini şefaatçi dost ve- koruyucu edinenler, “Biz, bunlara sırf bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” Derler. Şüphesiz Allah, Kıyâmet Günü onlar arasında hakikatten saptıkları her konuda mutlaka hüküm verecektir. Çünkü Allah, kendi kendine yalan söyleyen ve inatla nankörlük yapan hiç kimseyi rahmetiyle doğru yola ulaştırmaz.” 39/1-3

De ki: “Allah, şöyle buyuruyor. ‘Ey inanan kullarım! Rabb’inize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Bu dünyada iyi şeyler için gayret edenleri güzel bir son beklemektedir. Unutmayın ki Allah’ın arzı geniştir. Elbette sıkıntılara göğüs gerenlere mükâfatları hesapsız verilecektir!” 39/10

Ey insanlar! Rabb’inize karşı sorumluluğunuzu unutmayın ve ne hiçbir annenin, babanın çocuğuna herhangi bir faydasının erişebileceği, ne de hiçbir çocuğun anne, babasına en ufak bir fayda sağlayamayacağı Gün’den korkun. Unutmayın ki, Allah’ın yeniden diriltme vaadi gerçektir. Öyleyse, bu dünyanın sizi ayartmasına izin vermeyin. Allah hakkındaki müfsitçe düşüncelerinizin sahte cazibesine kapılmayın.” 31/33

“Yoksa onlar, yani bu dünyadan başka bir şeyi önemsemeyenler, Allah’ın asla izin vermediği şeyleri, kendileri için hukukî ve ahlakî bir yükümlülük hâline sokan sözde ulûhiyet ortağı güçlere mi inanırlar? Nihaî hüküm ile ilgili Allah’ın bir kararı bulunmasaydı, onlar arasında her şey bu dünyada hükme bağlanmış olurdu. Fakat zalimleri öteki dünyada acı bir azap beklemektedir.” 42/21

Allah ve Elçisi, bir konuda hüküm verdikten ve “Sizin DİNİNİZ İslâm”dır, dedikten sonra, artık inanmış bir erkek ve kadının, kendileriyle ilgili yaşadıkları sosyal hayat nizamında hukukî konularda tercih yapma hakları yoktur. Bu hakkı kendinde görerek, Allah’a ve Elçisi’ne isyân eden kimse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” 33/36

Ey tebliğci, de ki: ‘Ey insanlar, şimdi size Rabb’inizden hakikat bilgisi gelmiş bulunuyor. Artık bundan böyle, her kim ki doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi lehine seçmiş olacaktır. Sizin davranışınızdan ben sorumlu değilim’. Sana gelince, ey tebliğci, sen de, yalnızca sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü hükmedenlerin en iyisi Allah’tır.” 10/108-109

“Bunun içindir ki, yeryüzü adil ve iyi bir düzene sokulmuşken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Korkuyla ve umarak yalvarın Allah’a, çünkü Allah’ın rahmeti her zaman iyilik yapanlarla beraberdir.” 7/56

Ey imana ermiş olanlar! Siz! Eğer Allah’ın dâvâsına yardım ederseniz, Allah’da size yardım eder ve adımlarınızı sağlamlaştırır.” 47/7

Maalesef inananlar, güçlerini hâlâ Allah’ın davasını anlamamak için kullanmaktadırlar. Kur’an hükümlerinin sosyal hayat düzeninde uygulanmasının, Allah’ın davasına yardım etmek olduğu artık bilinmelidir. Çünkü, namaz, oruç, hac ibadetler ve dualar, Kur’an hükümlerinin sosyal hayatın içine sokulması için toplumu yönlendirmiyorsa, bu lisanı hâl şeklinde tüm toplumun hakikati inkâr etmesidir.

 

“Allaha karşı sorumluluk bilincinde olanlar, İnsan ve diğer canlıları meydana getiren bütün maddeleri bildikleri hâlde, bir canlı meydana getirmekten aciz olduklarını, keza, bir meyvenin, bir çiçeğin içindeki bütün maddeleri bilirler, fakat bu maddeleri bir araya getirip bir meyve, bir çiçek yapamayacaklarını da bilirler. İşte, böyle inananlar ki, insan idrakini aşan tüm olguların varlığına inanırlar. Namazlarını -Fatiha Sûresinde, “Yalnız Sana itaat eder ve yalnız Senden yardım isteriz” diyerek yaptıkları ahitlerinin gereğini yaparak- Allaha şirk koşmadan, yeryüzü tagutlarını terk ederek, dikkatli ve devamlı yaparlar. Kendilerine verdiğimiz rızktan ihtiyaç sahipleri için harcarlar.” 2/3

“Allah’a karşı, sosyal hayatlarını vahyin öğrettiği gibi düzenleyerek veya düzenleme gayretleri içinde sorumluluk bilinci taşıyanlara söz verilen cennet, içinde ırmakların çağıldadığı bahçeler gibidir. Yalnız dünyadaki bahçelerden fazla olarak, cennetin ürünleri de, gölgelikleri de ebedîdir. Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimselerin varacağı yer işte böyle olacaktır. Hakkı inkâr edenlerin varacağı yerse ateş olacaktır.” 13/35

“Ey insanlar! Size kendi aranızdan benim mesajlarımı ileten elçiler geldiğinde, kimler ki Bana karşı sorumluluk bilinci duyar ve kendilerini düzeltirlerse, işte onlar için korku yok, onlar üzülmeyecekler de, fakat âyetlerimizi yalanlamaya kalkanlar ve onlara kibirle tepeden bakanlar, işte orada ebedî kalmak üzere ateşe girecek olanlar böyleleridir.” 7/35-36

Gerçek şu ki, Allah katında, yaratıkların en bayağısı aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.” 8/22

O hâlde, siz ey imana erişenler, Allah’a ve Elçi’ye karşı haince davranmayın, size tevdi edilen emânete İslâm Dini’ne ihanet etmeyin. Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız sadece bir sınav ve bir ayartmadır ve yine bilin ki, katında en büyük ecir bulunan Allah’tır.” 8/27-28

Böylece sen, bâtıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde hak olan dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği fıtrata uygun davran ki, Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin. Bu, sahih bir dinin -hedefi dosdoğru olan yaşanacak hayat nizamının yaşatılma- gayesidir. Ama çoğu insanlar onu bilmezler. O hâlde bâtıl olan her şeyden yüz çevirerek yalnızca Allah’a yönel ve Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol. Namazını devamlı ve dikkatli şekilde ifa et ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştıranlar arasına girme, yahut inançlarının bütünlüğünü bozarak parçalara bölünen ve her grubun yalnız kendi sahip olduğu ilkelerle övündüğü kimselerden olma.” 30/30-32

Rabb’imiz, bu günkü hâlimizi ve ne yapacağımızı ne güzel öğütlüyor. Âyette açıklandığı gibi, “Namazlarında dikkatli olan ve Allah’tan başkalarının düzenlerinin içine yaşamayan ve dinlerini parçalayarak bölenlerden biri olmayan” birini çevrenize baktığınızda görebiliyor musunuz? Peki, inananların böyle biri olmamaları için nasıl bir gayret gösteriyorsunuz?

Öyleyse, hakkı inkâr edenlerin söylediklerine karşı sabır göster ve daima hatırla ki, sana, güçlüklere göğüs germe gücünü veren yalnızca Allah’tır. Onlardan yana üzülme, hele onların o asılsız iddiaları seni hiç sıkmasın. Çünkü, Allah elbette, Kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanlarla, yani iyi olan ve iyilikte devamlı olanlarla beraberdir.” 16/127-128

“İşte bunun için sen, bütün insanlığa çağrıda bulun ve Allah tarafından emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma ve deki: “Ben Allah’ın bütün vahyettiklerine inanırım, sizin değişik görüşleriniz arasında adaleti gözetmekle emrolundum, Allah, benim de, sizin de Rabb’inizdir, bizim yaptıklarımızın hesabı bize çıkacaktır, sizin yaptıklarınız da size. Bizimle sizin aranızda bir çekişme olmamalı, Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır, çünkü varış Allah’adır.” Allah’ın çağrısını kabul ettikten sonra, Allah hakkında hâlâ tartışanlara gelince, onların bütün itirazları Rabb’leri katında geçersizdir, boştur. Allah’ın gazabı üzerlerine çökecektir ve onları şiddetli bir azap beklemektedir. Çünkü indirdiği vahiy ile hakikati ortaya koyan ve böylece insana, doğru ile eğriyi tartacağı bir terazi veren Allah’tır. Senin bütün bildiğin ise, Son Saat’in yakın olduğudur.” 42/15-17

Ey müminler! Hepiniz birbirinizle kardeşsiniz. Bunun içindir ki kör, topal, hasta için, sıhhatli olan kimselerden yardım kabul etmelerinde bir sakınca yoktur. Sizin içinde, çocuklarınızın, babalarınızın, analarınızın, karındaşlarınızın, bacılarınızın, amcalarınızın, halalarınızın, dayılarınızın, teyzelerinizin ve anahtarı size emanet edilmiş olan evlerde veya bir arkadaşınızın evinde yiyip, içmenizde bir sakınca yoktur. Bir arada yahut ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Ama bu evlerden herhangi birine gittiğinizde, Allah katında bolluk, bereket ve esenlik dileyerek, birbirinize mutlaka selâm verin. Allah, mesajlarını size işte böyle açıklıyor ki, belki aklınızı kullanmayı öğrenirsiniz.” 24/61

Gerçek şu ki, Biz, cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitemeyen görünmez varlıklardan -insanların kafalarını karıştırarak sosyal hayat nizamını bozmaya çalışan toplum içindeki ajanlardan ve münafıklardan- ve bu gibi insanlardan çok canlar ayırmışızdır. Bunlar, hayvan sürüsü gibidir, hayır hayır, doğru yolu kavramakta onlardan da aşağı, körcesine dalıp gitmiş olanlar işte böyleleridir.” 7/179

“Siz, ey imana ermiş olanlar! Size gelmiş olan bütün hakikatleri inkâr eden ve yalnızca Rabb’iniz Allah’a inandığınız için, Elçi’yi ve sizi yurtlarınızdan süren düşmanlarımı ki, onlar, aynı zamanda sizin de düşmanlarınızdır, şefkat göstererek dost edinmeyin. Eğer Benim yolumda cehd göstermek için ve Benim rızamı kazanmak arzusuyla evlerinizden çıkıp gittiğiniz doğru ise, onlara gizli bir şefkatle yaklaşarak dostluk yapmayın. Çünkü, hem açıktan yaptığınız hem de gizlemiş olduğunuz her şeyden tamamıyla haberdarım. İçinizden bunu her kim yaparsa doğru yoldan sapmış olur.” 60/1

İmana ermiş olanların kalplerinin, Allah’ı ve kendilerine indirilen hakikati anarken, acizliklerini fark etmelerinin zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce vahiy indirilmiş olanlara ve zamanın geçmesiyle kalpleri katılaşarak çoğu bugün yoldan sapmış olanlara benzememelerinin vakti gelmedi mi?” 57/16

İnanmış olduğunu beyân eden insanın, bu âyeti okuduktan sonra, koltuğunda rahat oturması, yatağında rahat uyuması mümkün değildir. Kendilerinin inanmış olduklarını iddia ederek, hakikati inkâra şartlanmış olanlar gibi hayatlarını sürdürerek yaşamaları ve onlara, biz değiştik diyerek kendilerini beğendirmeye, onlara benzemeye ve onlarla dost olmaya çalışanlar, duvarın dışına doğru koştuklarını artık görmelidirler.

Ey inananlar! Allah: Aranızdan, Allah’tan, Elçi’sinden ve inananlardan başkasını dost edinmeyenleri ve kimseden yardım beklemeden, Allah’ın yolunda her türlü çabayı gösterenleri ortaya çıkarmadan, kendi hâlinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Oysa Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” 9/16

Siz, ey imana erişenler! Hakkın inkârı, eğer gönüllerinde imandan daha çok yer tutuyorsa, babalarınızı, kardeşlerinizi bile, dost ve yakın bilmeyin, çünkü içinizden kimler ki onlarla dostluk kurarsa, bilin ki, işte onlardır kötülüğü seçen ve işleyen kimseler.” 9/23

İşte bu vahiy, insanlık için bir kavrayış aracıdır. Tereddütsüz bir inanca ve emniyete ulaşanlar içinde bir rahmet ve hidâyettir.” 45/20

Aralarında ilâhî kitap hüküm versin diye Allah’a ve Allah’ın Elçisi’ne çağrıldıkları zaman, müminlerin tek sözü: “İşittik ve itaat ettik!” olmalıdır. Kurtuluşa, esenliğe ulaşan kimseler de işte böyleleridir.” 24/51

Doğru yola ulaşmak isteyenlere gelince, Allah, onların kendi rehberliğine uyma arzu ve yeteneklerini çoğaltır ve Allah’a karşı sorumluluk bilinçlerinin derinleşmesini sağlar.” 47/17

Gerçek şu ki, kendilerine doğru yol apaçık gösterildikten sonra ve inandıklarını da ısrarla beyân etmelerine rağmen, sırtlarını bu mesaja dönenler, zaten hep böyle yaparlar, çünkü şeytanî duyguları onların hayâllerini süsleyip bezemiş ve onları sahte düzmece ümitlerle doldurduğundan, hakka -dinlerine- sırtlarını dönerler ve şeytanî düzenin yerleşmesi için çalışırlar. Çünkü onlar, Allah’ın vahyettiği her şeyden nefret edenlere, “Bazı sosyal hayatî konularda sizin görüşlerinizle uyuşuyoruz.” Derler. Ama Allah, onların gizledikleri düşüncelerini bilir.” 47/25-26

Çevrenize baktığınızda, tarif edilen bu insanlardan bol bol görmektesiniz. Bu insanları kendi hâllerine terk ederek, kurtuluş için Kur’an’a sarılanlar, bir an evvel bir araya gelmelidirler.

Ey müminler! Öyleyse biliniz ki, ayrılığa düştüğünüz her konuda hüküm Allah’a aittir. De ki: “İşte Allah! Benim Rabb’im budur. Allah’a dayanıp güvendim ve her zaman Allah’a yönelirim”. 42/10

Böylece, adil dâvânız uğrunda mücadele ettiğinizde, korkup gevşemeyin ve barış için yalvarıp yakarmayın. Allah, sizinle beraber olduğuna göre sonunda mutlaka siz üstün geleceksiniz. Allah, sizin iyi ve güzel fiillerinizi zayi etmeyecektir.” 47/35

Binlerce seneden beri bu üstünlüğe neden ulaşılamadığı hâlen düşünülmeyecek mi?

 

DEVAMI : ALLAH’A KARŞI GÖREV VE SORUMLULUĞUMUZ -2-

Yorum Yaz